Bu başlık bir yazı konusu hakkında herhangi bir fikir vermeyebilir. Ama konu tarihe ve zamana karşı duyarlılık olunca ortaya bir alışveriş, bir paylaşma çıkmaktadır. Bu paylaşmada karşımıza çıkan tarih, zamanın kendisidir. Günümüzde insanlığın tarih ve doğa aleyhine gittikçe daha büyük güçlerle yürümesi, onları koruma reflekslerini de harekete geçiriyor, arttırıyor. Bizim Atabarı Dergisi’nin son sayısında böyle bir duyarlılık örneğinin içten bir yansımasına tanık oluyoruz. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Selda Uygun “çevresinde gördüklerini geçmiş hakkında bilgi veren en samimi gerçeklik” diye sunarken, “gördüklerini bu toprakların eski sahiplerinden aldığını ve ilerideki sahiplerine vereceğini” ifade ediyor(s.70). Ben burada bu ifadelerde zamanı algılıyor ve tarihle yüz yüze geliyorum. Dağlar, ormanlar, vadiler, dini yapılar, saraylar, yollar, köprüler, hepsi zamanın bazen canlı, bazen silik, solgun ya da yırtık, kararmış resimleri değil midir?Hepsinin bir tarihi, yaşı yok mudur? Artvin’de eskilerin, ileri yaşlardaki insanları anlatırken çağlı, çağı geçmiş deyimlerini kullanmalarında acaba nasıl bir hayat felsefesi,nasıl bir zaman mefhumu vardır? Kısacık insan ömrünün içinde zamana, tarihe bu kadar çok gönderme yapılıyor olmasının bir anlamı olmalıdır. Bu anlam, kuşkusuz zamanın bize taşıyıp getirdikleri bizim yine zamanla paylaşma yönümüzde , paylaşma gönüllüğümüzde saklıdır.
Çoruh Nehri üzerinde yapılan bir dizi barajın zamanın bize kadar getirebildiği her şeyi sular altında bıraktığına tanık oluyoruz. Ülkedeki enerji talebini, nehirlerin önünü beton bentlerle kesme zorunluluğunu da bize zaman getirdi. Bu göz kamaştırıcı yatırımlar, bu anıtsal yapılar artık birer gerçekliktir. Bu gerçekliğin kaçınılmaz çeşitli sonuçları olacaktır. Bu sonuçların Türkiye’de, Türkiye dışında benzerlikler gösterdiği ve bazı etkilerin giderilmesi, telafi edilmesi yönünde çeşitli faaliyetlere girişildiğini biliyoruz. Benzer faaliyetlere Çoruh Havzası’nda yer verilmemesi düşünülemez. Eğer bölgedeki tarihi eserlere kamuoyu ilgisi, bu bölge halkının ulusal kamuoyunu harekete geçirebilme gücü, bölgenin demografik, iktisadi önemi ve benzeri husuların belirleyici olduğu düşünülüyorsa, bu hususların sadece bugünkü kaygıları ifade ettiği unutulmamalıdır. Burada sulara gömülecek eserleri bugünün hükümleriyle yargılamak, onların zamanla olan bağlarını inkâr etmek, ya da hafif deyimiyle ihmal etmek olur. Yapılması gereken, zamanın bize kadar ulaştırdıklarını, bizim de zamana emanet etmemizden ibarettir.
Zaman içinde seyahatnamelere, gezi rehberlerine, tarih, coğrafya kitaplarına ve nihayet özel araştırmalara girmiş, konu oluşturmuş bir yöremizi hatırlama görevimi düşündüm. Doğrusu hatırlamadan da edemezdim. Dokuz saatlik bir otobüs yolcululuğu ile yarım yüzyıl önce il merkezine ulaşırken ilk kez üzerinden geçtiğim tarihi Berta Köprüsü, o taş köprü hafızamda o kadar canlı ki!
O taş köprü… Düşünüyorum, onu sular altında bırakacak barajın her türlü maliyetini bir araya getirelim ve köprüyü kurtaracak masrafla karşılaştıralım. Denizde damla olabilir.
Çoruh havzasından Batum yönüne doğru inşa ettiği yolları, o dönemde Kafkasya’da ender rastlanan taşköprülerle donatan Osmanlı hatırası… Kurtarılması güç mü?
Metal yorgunluğu üzerimizden kalkıyor.Cok yakındaEtik değerler, doğrulukYer adları çoğulcu yapımızın bir göstergesidir."Çok güzel hareketler bunlar"Cumhuriyet Artvinimize Vefa Borcunu ÖdüyorZamanla Paylaşmak26 Nisan 201026 Nisan 201026 Nisan 201026 Nisan 201026 Nisan 201026 Nisan 201026 Nisan 2010